Uluslararası Türkiye ve Çevresinde Salgın Hastalıklar Tarihi Sempozyumu, Konya, Türkiye, 22 - 23 Mayıs 2026, ss.1-14, (Tam Metin Bildiri)
On dokuzuncu yüzyıl sonu Osmanlı İmparatorluğu’nda modern devletin inşası, kamu
sağlığının korunması ve nüfusun
denetimi süreçleriyle paralel ilerlemiştir. Söz konusu bu dönüşümün
en somut tezahürlerinden biri olan karantina rejimi, özellikle
Beyrut gibi kritik liman kentlerinde hem küresel ticaretin hem de bölgesel
güvenliğin merkezine yerleşmiştir. Araştırma, karantinanın dar anlamda
limanlarla sınırlı bir sağlık önlemi olmanın ötesinde,
iç bölgelere dek uzanan kapsamlı bir “dolaşım
yönetimi mekanizması” olarak işlediğini ileri sürmektedir.
Beyrut
örneği üzerinden karantinanın iki temel işlevi analiz
edilmektedir. Birincisi, Avrupa, Mısır veya Hindistan gibi dış odaklardan gelen
“tehlikeli bedenlerin” (hacılar, askeri birlikler, muhacirler gibi) tahaffuzhanelerde
ayıklanması; ikincisi ise Şam gibi iç merkezlerde zuhur eden salgınların limana
ve oradan imparatorluğun diğer
stratejik noktalarına yayılmasını engelleyen bir “iç kordon” oluşturulmasıdır. Bu
bakımdan karantina, bölgesel ve
küresel ölçekteki insan ve mal hareketliliğini tamamen durduran bir
engel olmaktan ziyade, sağlıklı olanın geçişine imkân
tanıyan bir seçici mekanizma görevi görmüştür.
Bu teorik çerçeveden hareketle çalışma, Beyrut ve Suriye hinterlandında
uygulanan sıhhi tedbirleri Michel Foucault’nun “biyopolitika” ve “yönetimsellik”
kavramları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır.
Beyrut
Tahaffuzhanesi’nin kurumsal yapısı, Marsilya’dan ithal edilen tebhir makineleri ve
tecrit protokolleri gibi düzenlemeler karantinanın yalnızca tıbbi bir
zorunluluk değil, ekonomik yapıyı, diplomatik ilişkileri ve toplumsal asayişi
yeniden düzenleyen bir “iktidar sistemi” olduğunu ortaya koymaktadır. Söz
konusu idari yapı, beraberinde birtakım sosyoekonomik gerilimleri de
getirmiştir. Karantina nedeniyle artan gıda fiyatları, tahaffuzhanelerde
yaşanan yolsuzluklar ve kordonu delmeye çalışan firarilere verilen cezalar,
devletin biyopolitik müdahalesinin toplumsal hayattaki kırılma noktalarını
teşkil etmektedir. Sonuç olarak, bu bildiri hacı kafilelerinden asakir-i
şahaneye kadar hareketli nüfusun biyopolitik eşikler içerisinde nasıl disipline
edildiğini ve salgın kontrolünün bir yönetim aracına dönüştürülerek
mekânsal denetimin nasıl tesis edildiğini tartışmaktadır. Bu süreçte Beyrut,
imparatorluğun sağlık alanında otoritesini sergilediği stratejik bir merkez ve
küresel hareketliliğin denetlendiği önemli bir
geçiş güzergâhı olarak konumlanmaktadır.