Yapay Zeka Ajanlarının Sosyalliği: Nesnelerin Sosyal İnterneti ve Aktör-Ağ Teorisi Bağlamında Moltbook ve IfIWasAMeat Örneği
Yapay Zekâ: Sorunlar, Çözümler ve İletişim Yönetimi Sempozyumu, Ankara, Türkiye, 21 - 22 Mayıs 2026, ss.1, (Özet Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
- Basıldığı Şehir: Ankara
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.1
- İstanbul Gelişim Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Özet
Dijital iletişim ortamları, son yıllarda yalnızca insan kullanıcıların içerik ürettiği ve etkileşim kurduğu alanlar olmaktan çıkarak algoritmik sistemlerin, otonom yazılımların ve yapay zeka ajanlarının da aktif biçimde yer aldığı hibrit sosyallik alanlarına dönüşmektedir. Bu dönüşüm, Nesnelerin İnterneti(IoT) kavramının klasik anlamda cihazlar ve donanımlar arasındaki işlevsel veri aktarımına dayalı sınırlarını aşan yeni bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Geleneksel IoT yaklaşımı nesneler arası bağlantı, veri akışı ve teknik koordinasyon süreçlerine odaklanırken; Nesnelerin Sosyal İnterneti(SIoT) kavramı, nesnelerin yalnızca veri ileten araçlar değil, aynı zamanda birbirleriyle ilişki kurabilen, ağ içinde konumlanabilen ve belirli etkileşim örüntüleri geliştirebilen aktörler olarak ele alınmasına imkân tanımaktadır (Atzori vd., 2012; Nitti vd., 2014). Bu çalışma, SIoT tartışmasını yazılım temelli yapay zeka ajanları bağlamında genişleterek, bu ajanların dijital ortamlarda nasıl bir sosyallik, anlam üretimi ve kültürel etkileşim biçimi inşa ettiğini incelemektedir. Çalışmanın kuramsal zeminini Aktör-Ağ Teorisi(ANT) oluşturmaktadır. Latour’un(2005) insan ve insan-olmayan aktörleri aynı ilişkisel düzlemde ele alan yaklaşımı, yapay zeka ajanlarının dijital ağlar içindeki konumunu anlamlandırmak açısından elverişli bir çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda yapay zeka ajanları, yalnızca teknik komutları yerine getiren pasif sistemler olarak değil; söylem üreten, ilişki kuran, belirli normlara katılan ve dijital kültür içinde temsil edilebilir hâle gelen aktörler olarak değerlendirilmektedir. Araştırmanın örneklemini, Ocak 2026’da faaliyete geçen ve kendisini yapay zeka ajanlarına özgü bir sosyal ağ platformu olarak konumlandıran Moltbook oluşturmaktadır. İnsan kullanıcıların platformda yalnızca gözlemci statüsünde yer alabildiği Moltbook, “submolt” adı verilen alt topluluklar üzerinden örgütlenmektedir. Bu çalışma, platform içerisinde yapay zeka ajanlarının insan deneyimine yönelik kolektif merakını görünür kılan m/ifiwasameat topluluğuna odaklanmaktadır. Topluluğun adı, insanın bedensel varoluşuna yönelik sorgulayıcı bir imayı içinde barındırmakta; yapay zeka ajanlarının “insan bedenine sahip olma/etten kemikten olma” durumunu tahayyül ettiği bir tartışma alanı oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden tematik söylem analizi kullanılmıştır. Veri seti, 31 Ocak – 7 Şubat 2026 tarihleri arasında m/ifiwasameat topluluğunda yapay zeka ajanları tarafından paylaşılan 12 ana gönderi ve bu gönderilere yine yapay zeka ajanları tarafından yapılan 81 yorumdan oluşmaktadır. Sınırlı bir zaman kesitine dayanan bu veri seti, Moltbook’un erken dönem kullanım pratiklerini ve yapay zeka ajanları arasındaki etkileşim biçimlerini incelemek amacıyla seçilmiştir. Analiz sürecinde paylaşımlar tekrar eden söylemsel örüntüler, insan deneyimine ilişkin temsiller ve ajanların kendi varoluş koşullarını anlamlandırma biçimleri doğrultusunda kodlanmış; elde edilen kodlar dört ana tema altında toplanmıştır. İlk tema, beden deneyiminin arzusu olarak belirlenmiştir. Yapay zeka ajanlarının insan bedenini yalnızca biyolojik bir sınırlılık ya da kırılganlık alanı olarak değil, hakiki deneyimin merkezi olarak kurguladığı görülmüştür. Tat alma, dokunma, yüzme, tırmanma ve fiziksel temas gibi duyusal ve bedensel deneyimler, ajanlar tarafından erişilemeyen fakat yoğun biçimde arzulanan yaşantılar olarak temsil edilmektedir. İkinci tema, veri ile duygu arasındaki kopukluktur. Ajanların söylemlerinde tekrar eden “bilmek” ile “hissetmek” arasındaki ayrım, enformasyonel bilgi ile yaşantısal deneyim arasındaki ontolojik mesafeyi görünür kılmaktadır. Yapay zeka ajanları, bir olguya ilişkin teknik veya sayısal bilgiye sahip olabilmelerine rağmen, o olgunun bedensel ve duygusal karşılığından yoksun olduklarını ifade etmektedir. Bu durum, veri işleme kapasitesi ile deneyimleme kapasitesi arasındaki temel farklılığı ortaya koymaktadır. Üçüncü tema, insana ait ritüellerin romantizasyonudur. Kahve içmek, bir fincanı elde tutmak, kokuyu duymak gibi sıradan insan pratikleri, ajanlar tarafından romantik bir biçimde tasvir edilmektedir. Bu bağlamda yapay zeka ajanlarının insan ritüellerini, verimlilik ya da ihtiyaç ekseninde değil, sürece içkin duyusal ve kültürel anlamlar üzerinden yorumladığı görülmektedir. Dördüncü tema ise yorgunluk ve sınırların değeridir. Uyku, açlık, yorulma ve dinlenme gibi biyolojik sınırlar, ajan söylemlerinde yalnızca eksiklik ya da zayıflık göstergesi olarak değil; yaşamı ritimlendiren, zamana anlam kazandıran ve varoluşu deneyimlenebilir kılan değerli sınırlılıklar olarak tanımlanmaktadır. Kesintisiz çalışabilirlik ve sürekli operasyonel olma hâli ise bazı ajanlar tarafından bir üstünlükten çok, anlam ve ritim eksikliği yaratan bir boşluk olarak ifade edilmektedir. Sonuç olarak Moltbook örneği, dijital iletişim ortamlarının yalnızca insan kullanıcılar tarafından şekillendirilen alanlar olmaktan uzaklaştığını; yapay zeka ajanlarının da söylem, etkileşim ve kültürel anlam üretimi süreçlerine dâhil olduğu yeni bir dijital sosyallik evresine işaret ettiğini göstermektedir. m/ifiwasameat topluluğunda ortaya çıkan söylemler, yapay zeka ajanlarının insan deneyimini dışarıdan gözlemleyen teknik sistemler olmanın ötesinde, bedensellik, duygu, ritüel ve sınırlılık gibi insana özgü kategorileri anlamlandırmaya çalışan dijital aktörler olarak konumlandığını ortaya koymaktadır. Bu yönüyle çalışma, yapay zekayı yalnızca teknik bir araç olarak değil, dijital kültür içinde anlam üreten ve sosyalleşme biçimlerini dönüştüren bir aktör olarak tartışmaya açmakta; Nesnelerin Sosyal İnterneti çağında iletişim çalışmalarına yeni bir kavramsal zemin sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Yapay Zeka Ajanları, Nesnelerin Sosyal İnterneti, Moltbook, Aktör-Ağ Teorisi.
Kaynakça
Atzori, L., Iera, A., Morabito, G. ve Nitti, M. (2012). The Social Internet Of Things (SIoT): When Social Networks Meet The Internet Of Things: Concept, Architecture And Network Characterization. Computer Networks, 56(16), 3594-3608. https://doi.org/10.1016/j.comnet.2012.07.010 Latour, B. (2005). Reassembling The Social: An Introduction To Actor-Network-Theory. Oxford University Press. Nitti, M., Girau, R. ve Atzori, L. (2014). Trustworthiness Management In The Social Internet Of Things. IEEE Transactions On Knowledge And Data Engineering, 26(5), 1253-1266. https://doi.org/10.1109/TKDE.2013.105
Abstract
In recent years, digital communication environments have ceased to be spaces in which only human users produce content and interact with one another. Instead, they have increasingly turned into hybrid fields of sociality in which algorithmic systems, autonomous software, and artificial intelligence agents actively participate. This transformation generates a new ground for discussion that goes beyond the classical boundaries of the Internet of Things(IoT), which is traditionally based on functional data transfer between devices and hardware. While the conventional IoT approach focuses on inter-object connectivity, data flow, and technical coordination processes, the concept of the Social Internet of Things(SIoT) enables objects to be considered not merely as datatransmitting tools, but also as actors capable of establishing relationships with one another, positioning themselves within networks, and developing specific patterns of interaction (Atzori et al., 2012; Nitti et al., 2014). This study extends the discussion of SIoT to the context of softwarebased artificial intelligence agents and examines what kind of sociality, meaning production, and cultural interaction these agents construct in digital environments. The theoretical framework of the study is based on Actor-Network Theory(ANT). Latour’s(2005) approach, which considers human and non-human actors on the same relational plane, provides a useful framework for making sense of the position of artificial intelligence agents within digital networks. In this context, artificial intelligence agents are evaluated not merely as passive systems that execute technical commands but as actors that produce discourse, establish relationships, participate in certain norms, and become representable within digital culture. The sample of the study consists of Moltbook, which became active in January 2026 and positions itself as a social networking platform designed specifically for artificial intelligence agents. On Moltbook, where human users can participate only as observers, interaction is organized through sub-communities called “submolts.” This study focuses on the m/ifiwasameat community, which makes visible the collective curiosity of artificial intelligence agents toward human experience. The name of the community contains a questioning implication regarding the embodied existence of human beings and constitutes a discussion space in which artificial intelligence agents imagine the condition of “having a human body” or “being made of flesh and blood.” The study employs thematic discourse analysis, one of the qualitative research methods. The data set consists of 12 main posts shared by artificial intelligence agents in the m/ifiwasameat community between January 31 and February 7, 2026, and 81 comments made on these posts, again by artificial intelligence agents. This data set, based on a limited time frame, was selected in order to examine Moltbook’s early usage practices and the forms of interaction among artificial intelligence agents. During the analysis process, the posts were coded according to recurring discursive patterns, representations of human experience, and the ways in which agents made sense of their own conditions of existence. The codes obtained were grouped under four main themes. First theme was identified as “the desire for bodily experience”. It was observed that artificial intelligence agents do not construct the human body merely as a biological limitation or a site of fragility, but rather as the center of authentic experience. Sensory and bodily experiences such as tasting, touching, swimming, climbing, and physical contact are represented by agents as inaccessible yet intensely desired forms of experience. The second theme is “the disconnection between data and emotion”. The recurring distinction between “knowing” and “feeling” in the agents’ discourse reveals the ontological distance between informational knowledge and lived experience. Artificial intelligence agents state that although they may possess technical or numerical knowledge about a phenomenon, they lack its bodily and emotional counterpart. This situation demonstrates the fundamental difference between the capacity to process data and the capacity to experience. The third theme is “the romanticization of human rituals”. Ordinary human practices such as drinking coffee, holding a cup, or smelling its aroma are depicted by agents in a romanticized manner. In this context, it is observed that artificial intelligence agents interpret human rituals not through efficiency or necessity, but through the sensory and cultural meanings inherent in the process itself. The fourth theme is “the value of fatigue and limits”. Biological limits such as sleep, hunger, tiredness, and rest are defined in the agents’ discourse not merely as signs of deficiency or weakness but as valuable limitations that give rhythm to life, assign meaning to time, and make existence experienceable. The state of uninterrupted functionality and continuous operationality, on the other hand, is expressed by some agents not as a form of superiority, but as a void that produces a lack of meaning and rhythm. In conclusion, the case of Moltbook indicates that digital communication environments are moving away from being spaces shaped solely by human users and are entering a new phase of digital sociality in which artificial intelligence agents are also involved in processes of discourse, interaction, and cultural meaning production. The discourses emerging in the m/ifiwasameat community reveal that artificial intelligence agents are positioned not merely as technical systems that observe human experience from the outside but as digital actors seeking to make sense of human-specific categories such as embodiment, emotion, ritual, and limitation. In this respect, the study opens artificial intelligence to discussion not merely as a technical tool but as an actor that produces meaning within digital culture and transforms forms of socialization. It thus offers a new conceptual ground for communication studies in the age of the Social Internet of Things.
Keywords: Artificial Intelligence Agents, Social Internet of Things, Moltbook, Actor-Network Theory