Feminist Tahayyül Dergisi Konferansı, Ankara, Türkiye, 11 Nisan 2026, ss.1, (Özet Bildiri)
Bu bildiri, onkoloji tedavisi gören annelerinin bakım emeğini üstlenen iki yazarın konumsallığından hareketle, bakım pratikleri ile feminist literatürde kolektiflik ve karşılıklılık üzerinden tarif edilen dayanışma tahayyülü arasındaki gerilimi tartışmaya açmaktadır. Tek çocukluk deneyimi, bakım emeğinin hane içinde devredilememesini bireysel bir tercih olmaktan çıkararak yapısal bir zorunluluk hâline getirirken; bildiri, asıl meselenin bakımın süreklilik talebi karşısında ne kurumsal düzeyde ne de mevcut feminist ve toplumsal ağlar içinde sürdürülebilir bir dayanışma pratiğinin kurulabilmesinde yoğunlaştığını ileri sürmektedir. Bakım, bu bağlamda, devredilebilir bir sorumluluk değil; zamansal olarak kesintisiz, duygusal olarak yoğun ve ertelenemez bir pratik olarak örgütlenmektedir. Onkoloji pratiği içinde bakım veren, tıbbi bilginin takibini ve tercümesini üstlenen, yaşamsal riskler içeren kararları hızla almak zorunda kalan ve gündelik hayatı yeniden örgütleyen bir aracı konuma yerleştirilir. Bu aracılık, yalnızca bakım verenin değil, bakım alanın da toplumsal ve duygusal bağlarla temasını daraltan bir içe kapanma üretir. Bildiri, bakımın bu özgül zaman ve ritminin, feminist dayanışmanın gündelik hayata nüfuz etmesini neden zorlaştırdığını sorgular. Süreğen bakım rejimi içinde dayanışma çoğu zaman anlık ve kriz odaklı destek biçimleriyle sınırlı kalmakta; bakımın uzayan ve belirsiz zamanına eşlik edememektedir. Bu durum, bakım verenin kendi dayanma eşiğini sürekli yönetmek zorunda kaldığı (endurance) ve iyileşme umudunun etik bir zorunluluk hâline gelerek kendi yorgunluğunu ikincilleştirdiği, Lauren Berlant’ın kavramsallaştırdığı biçimiyle “zalim bir iyimserlik” ilişkisini üretmektedir.Dolayısıyla bu çalışma, bakımın süreklilik ve devredilemezlik üzerinden örgütlendiği koşullarda, feminist dayanışma söyleminin bakım verenin yalnızlığını dönüştürüp dönüştüremediğini sorgulayarak, bakım emeğini feminist dayanışma tahayyülünün sınırlarını açığa çıkaran öz-eleştirel bir düşünme alanı olarak ele almaktadır.