Postkolonyal 'Kimlik' ve Yeni Kimlik Akımlarına Yönelik Karşılaştırmalı Netnografik Bir Çalışma: Woke Hareketi Örneği


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Gelişim Üniversitesi, İktisadi İdari Ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Sosyoloji , Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Seren Yaşbay

Danışman: Diler Ezgi Tarhan

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışma, "woke" hareketinin hakikat sonrası dijital ortamda çağdaş bir kimlik inşa biçimi olarak nasıl geliştiğini ve yayıldığını incelemekte; Andrew Pickering'in "faillik dansı" kavramını kuramsal çerçeve olarak kullanmaktadır. Pickering, failliği insan ve insan olmayan aktörler arasında ortaya çıkan karşılıklı ve sürekli evrilen bir süreç olarak tanımlar; bu süreçte hiçbir taraf mutlak kontrol sahibi değildir. Jeremy Rose ve Matthew Jones'a göre ise "çifte faillik dansı", insan aktörlerin maddi failliği kanalize ederek diğer insan aktörlerin davranışlarını şekillendirmeye çalıştığı bir ilişkidir. Bu bağlamda, sosyal medya platformlarındaki kullanıcı davranışları ile algoritmalar ve etkileşim odaklı dijital yapılar gibi teknolojik altyapılar eşzamanlı biçimde evrilerek öngörülemeyen sosyo-politik sonuçlar üretmektedir. Çalışma, postkolonyal kuramdan da yararlanarak, edebi ve tarihsel söylemler aracılığıyla şekillenen geleneksel kimlik biçimlerini, dijital olarak aracılanan "woke" kimliklerle karşılaştırmakta ve bu yeni kimlik türünü, Cihan Palancı "hiper kimlik" olarak kavramsallaştırmaktadır. Sosyal medya platformları, marjinalleştirilmiş anlatıların yükselmesini kolaylaştırırken aynı zamanda algoritmik kürasyon ve doğrulama yanlılığı yoluyla egemen söylemleri yeniden üretmektedir. Araştırma, günümüz kimliğinin yalnızca insan niyetinden doğmadığını, aksine teknolojik imkanlarla birlikte şekillenen performatif bir çıktıya dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Görgül olarak, çalışmada bu netnografik bir yöntem benimsenmiş ve NVivo 1.7.2 yazılımı kullanılarak 'X' (eski adıyla Twitter) platformunda #StayWoke etiketiyle paylaşılmış ve amaçlı örneklem yöntemiyle derlenen tweetler analiz edilmiştir. Analiz sonucunda beş ana tematik alan belirlenmiştir: (1) Toplumsal Adalet ve Irk Eşitliği, (2) Politik ve Toplumsal Aktivizm, (3) Kimlik ve Kesişimsellik, (4) Eleştirel Bilinç ve Karşıt Söylemler, (5) Muhalefet ve Zıtlık. Bu temalar altında polis şiddeti, sistemik ırkçılık, protesto söylemi, kesişimsel anlatılar ve algoritmik olarak aracılanan direniş gibi alt temalar öne çıkmıştır. Ayrıca Syuzhet ve NRC sözlükleriyle yapılan duygu analizinde, tweetlerin duygusal dağılımının pozitif ve negatif arasında neredeyse eşit olduğu; "güven", "beklenti", "korku" ve "öfke" gibi duyguların öne çıktığı saptanmıştır. Bu durum, kullanıcıların hem umutla mobilize olduklarını hem de dijital ortamda duygusal kutuplaşmanın belirginleştiğini göstermektedir. Çalışma, postkolonyal kuram, dijital sosyoloji ve hakikat sonrası siyaset kesişiminde bir paradigma değişimini ortaya koymaktadır: edebiyat merkezli, seçkinci eleştirilerden ağ-temelli ve katılımcı kimlik oluşumlarına geçiş yaşanmaktadır. Sosyal medya, yalnızca marjinal seslerin görünürlüğünü artırmakla kalmamakta, aynı zamanda bağlamsız, merkeziyetsiz ve bedensiz kimlik formlarının çeşitlenmesini ve viral biçimde yayılmasını da kolaylaştırmaktadır. Bu araştırma, insan ve teknoloji arasında süregiden karşılıklı faillik ilişkisinin, kimliklerin üretiminde ve dolaşımında köklü bir paradigma değişimini temsil ettiğini ve dijital çağda kimliğin nasıl performe edildiğini, kolektif anlamın nasıl üretildiğini ve toplumsal direnişin nasıl yapılandığını yeniden şekillendirdiğini ileri sürmektedir. Çalışma, postkolonyal kuram, dijital sosyoloji ve hakikat sonrası siyaset kesişiminde bir paradigma değişimini ortaya koymaktadır: edebiyat merkezli, seçkinci eleştirilerden ağ-temelli ve katılımcı kimlik oluşumlarına geçiş yaşanmaktadır. Sosyal medya, yalnızca marjinal seslerin görünürlüğünü artırmakla kalmamakta, aynı zamanda bağlamsız, merkeziyetsiz ve bedensiz kimlik formlarının çeşitlenmesini ve viral biçimde yayılmasını da kolaylaştırmaktadır. Sonuç olarak bu araştırma, insan ve teknoloji arasında süregiden karşılıklı faillik ilişkisinin, kimliklerin üretiminde ve dolaşımında köklü bir paradigma değişimini temsil ettiğini ve dijital çağda kimliğin nasıl performe edildiğini, kolektif anlamın nasıl üretildiğini ve toplumsal direnişin nasıl yapılandığını yeniden şekillendirdiğini ileri sürmektedir.